30 Haziran 2007 Cumartesi

takendisi

Komando Olmak



Komando Olmak


Daha ne kadar gideceğiz lan? sorusunu soracak halim yok. Sıcak, susuzluk öldürüyor beni. Pkk mkk hikaye... Bu dağlar, onlarla çatışmaktan daha zor. Git git bitmiyor. Elindeki silah, çanta ve malzemeler çabası. Bunları sağa sola taşı dur. Kendime kızıyorum, "ulan ne işin var senin dağlarda?" Bölük Komutanı, "oğlum benim muhafızım ol" dedi, olmadın „k var sanki buralarda. Kendimle konuşuyorum, "komutanım ben dağa çıkmak istiyorum." İşte bu sözleri söylediğim zaman parçasına kızıyorum. Aslanlar gibi dururdum bölükte. Jilet gibi üst baş... Yok ama ben salak olduğum için dağa çıkacakmışım, sanki İstanbul'da dağa çıktım da.

Macera olacakmış da, yok arkadaşları dağa çıkarken o nasıl bölükte yatarmış da... Aslanlar gibi yatardım bölükte... Tim çavuşluğundan daha iyi. Onunla bununla uğraşmazdım. Yok onun nöbeti, bunun nöbeti. Timi topla, içtima var, tekmil ver, mühimmat dağıt vs. işler. Ben kendi kendime konuşurken önümdeki bixici, "lan amma salak adamsın oğlum, İdari İşler Astsubayı seni yazıcı olarak da çağırmıştı, ona niye gitmedin?" demez mi? "Sus lan, bir de onu getirme aklıma" diye kızıyorum ona. Muhasebecilik bir yerde işe yaramıştı, askerlik hayatımızda onu da ben istemedim.


Valla yazıcı olsaydım, yatardım akşama kadar. Ne işim vardı operasyonla, el bombasıyla... Arkadan sayı geliyor, 25 deyip, önümdekine söylüyorum, yazıcı olsaydım hem sayı filan da göndermezdim. İlerde yerde oturan birini görüyorum. Bölük Komutanının postası. Çocuğun üstü yük yığılı. "Lan Yener ne oldu oğlum, bunlar ne?" diye sorduğumda, Yener, "Bölük Komutanının malzemeleri oğlum" diyor. Bir anda Bölük Komutanının postası olma fikrinden vazgeçiyorum. "Allah'tan posta mosta olmamışım" diyorum kendi kendime. Kendi yükün cabası, bir de başkasının yükünü taşı. Yardım ediyorum, silahını alıyorum elinden. Biraz ilerledikten sonra Yener, bir sürü dert yanıyor. Acıyorum, "ama birinin posta olması lazım" deyip, teselli veriyorum çocuğu. Dağın eteğinden yukarı doğru çıktıkça, manzara güzelleşiyor. Hele zirveye varınca aşağı bakmak, ayrı bir zevk.


Zirveye varmadan çök veriliyor. Olduğum yere yığılıyorum. Çantamın içindeki kağıda sarılı soğuk suyumu çıkarıyorum. Su hala soğuk. İnanamıyorum. Tüm yorgunluğum gidiyor. Suyu fazla göstermeden çantama sokuyorum. Fatih Astteğmen yanıma doğru geliyor yanımdaki kayaya oturuyor:

- Ne haber çavuş?- İyidir Komutanım -Su!- Ne suyu komutanım, hee baraj diyorsunuzFatih Astteğmen benim soğuk suyu gördü anlaşılan. Suyu vereceğim ama intikam almak istiyorum ondan. Geçen operasyondan bir Marllbora ı vermedi bana.- Komutanım şu karşıdaki barajdan bahsediyorsunuz ne kadar büyük su kütlesi değil mi? Valla çok güzel bi baraj. Bizim Sivas'ta yok.Fatih Astteğmen gülüyor...- Lan çantadaki suyu diyorum.- Komutanım çantanızdaki suyu getireyim.- Yok lan senin çantandaki suyu istiyorum. Gülüyorum. Komutanın son sözü ağır oluyor.- Çavuş sen hiç 3 gün üst üste 2-4 nöbet tuttun mu?- Komutanım çavuş nöbet tutmaz.- Ama benim kolluğumda nöbet tutturuyorum ben çavuşlara.


İçimden "bu kadar zulüm yeter" deyip suyu veriyorum. "Az içeceğim dese" de, götürüyor buz gibi suyu. "Bir Marllbora verin de içelim komutanım" diyorum kafa sallıyor. Samsun paketini uzatıyor bana. Yok komutanım, öbür paketi diyorum. Astteğmen de bizim Ünal gibi, Samsun paketinin içine Marllbora koymuş "çaktırma" diyor.Geceyi orada geçiriyoruz. Mevziide aynı isimler ve sabaha kadar aynı muhabbetler... 12 aydır 24 saatimi beraber geçirdiğim silah arkadaşlarımın bütün anılarını, kendi anım gibi ezbere biliyorum. Onlar da benimkileri biliyor tabii... Sabah olup güneş fazla tepemize çıkmadan mevziileri terk ediyoruz. Bölgeyi geniş çaplı arama tarama yaptıktan sonra, birliğe dönüş yapıyoruz.

Birlikten içeri girerken, yazıcının bize bakışları tuhafıma gidiyor. Silahlan temizleyip duş aldıktan sonra, yazıcıyla koridorda karşı karşıya geliyoruz. Yazıcı, "hoş geldiniz" diyor. "Sağ ol, sen nasılsın?" diye sorduğumda, "sorma ya, idari işlere takıldık kaldık, 6 aydır hiç dışarı çıkmıyorum, sabah gir akşam çık, bak siz ne güzel sağa sola gidip geliyorsunuz, gırgır şamata" diyor. Postadan sonra yazıcının da halini anlıyorum. Ona da postaya söylediğim gibi, "birinin bu işi yapması gerek" diyorum. "Bizim işimiz de kolay değil, gerçi kimsenin işi kolay değil" diyorum. "Kelle koltukta geziyoruz, bastığımız yerler sağlam değil, gittiğimiz yerlerde pusu korkusu" diyorum. Onu korkutmak için biraz da sallıyorum aslında. O da kafa sallayarak vazgeçiyor, bin dokun bin ah işit misali ben de ona dert yanıyorum.

Ve askerliğimi komando olarak Güneydoğuda yaptığım için kendimi şanslı görüyorum. Ve bir daha kızmayacağım diyorum kendi kendime. Nöbetçi Çavuş avazının çıktığı kadar bağırıyor, "Bölük, görüntü alınmış, 2-4 Destek silah tesisat kuşanın, operasyon var."
Operasyonu duyunca beni bir gülmek tutuyor, "iyi ki posta, yazıcı ve de muhasebeci değilim" diyorum. "Yaşasın operasyon" deyip kendi kendime gülüyorum

KOMANDO OLMAK

GURURUMDUR
Olurda bir gün çatışmada ölürsemArkamdan yas tutmayınBırakın toprağımda rahat yatayımElbisemi üstümden çıkarmayınO benim gururumdur, ölünce kefenim olacak
Başımdan mavi beremi çıkarmayınO benim şanım şerefim olacakAyağımdan botlarımı çıkarmayınOnlar nice yollar aşacakŞehit olursam sırat köprüsünden geçecekElimden tüfeğimi almayınO benim namusumdurÖlünce mezarıma sembol olacakYaramı, kanımı silmeyinAhirette hesabı sorulacakGöğsümden kör kurşunu çıkarmayınO benim madalyam olacak

Ana, ağlama gayrıTenime dokunuyor gözyaşların...Ürperiyorum...Son uğurlayışın değil ki bu.Savaş yeni başlıyor daha.Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kursiyerine, şimdi fatiha...N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu ka­dar, kapanma Ana...Yıldızları göremiyorum...

29 Haziran 2007 Cuma

YORUMSUZ...

1. oldukça pahalı ve de iğrenç espriler yapan fotoğrafçılara sahip bir fotoğraf stüdyosu.

2. hiç unutmam yıl 98 yada 99, yıllık fotosu için 9milyon bayıdığım(ne koymuştu ama), sosyete fotoğrafçısı.

3. gidene kadar yukarda belirtilen tarzı kulaktan dolma bilgilerle, pahalı olmasından ve bazı insanların spastik pozları yüzünden kendinize inanamadığınız ama gidince çok başarılı ve sıcak olduklarına inandığınız stüdyo ve çalışanları, ayrıca istemezseniz garip pozlara girmiyor, renkli gözlü fotoğrafa sahip olmuyorsunuz..

4. ilk defa makyaj yaptırdığım*** ve özellikle nişantaşı tarafındaki popülerliği nedeniyle harbiye'ye de şube açan şipşakçı..

5. yıllık fotoğrafları için gittiğim ve 2 yıl önce 45 milyon verdiğim gereksiz foto stüdyosu

6. tikky kızların lise mezuniyeti fotoğrafı çektirmek için gittikleri gereksiz yer. hala küçücük gördüğün, müdüre yakalanmamak için okul arkasında sigara içtiğin arkadaşlarını binbir şekile sokan piyasa fotoğrafçı

7. en çirkin kızı bile carmen electra tadında karşınıza sunan fotoğraf stüdyosu..bir kız *****te fotoğraf cektiriyosa kesin çirkindir.

 ***fotoğraf stüdyosu önünde yaşanmış olay:

8. kız: çok güzel çıkmışım fotoğrafda değil mi arkadaşlar?
yoldan geçen yaşlı teyze: seni ***** bile bi boka benzetememiş!
kız: aaa...
selpak satan çocuk: abla selpak lazım mı?!

9. çok daha iyisi için (*****.stüdyo):)

10. böyle omuzundan geriye bakan ilginç pozların yuvası. rötuş öbeği

11. istanbuldaki parası olan herkesin (bilhassa kızların)orada fotograf çektirmeyi (her nedense) bir zorunluluk saydıgı,çok değişik açılardan ve sanki üniversite sınavına girişte değil de popstar'a katılacakken kullanılacakmış gibi fotograf çeken stüdyo.

12. çirkin kızların gittiği taktikçi şipşakçı oynama uzmancısı

13. aylar öncesinden randevu alınan gayet pahalı, gereksiz, oradaki kaliteyi daha ucuza başka dükkanlarda da bulabileceğiniz fotoğrafçı

14. tikky fotoğraf stüdyosu.bir de erkekler vardır durduk yerde kız arkadaşlarının fotoğraflarını çıkarırlar cüzdanlarından millete hava atmak için.bu fotoğraflar %90 ***** çıkışlıdır.

15. orada vuku bulan bi olay..
fotolarımız almak için bekliyoruz. arkadaş kolunu diğerinin omuzuna dayayıp, duvardaki kız resimlerine bakarak;
- baba ne karılar var ya
- hakkaten ya
o sıra gelen cevap aşina bir ses olmayınca kafasını ceviren arkadaşım, elini benim yerime orada ki başka bir yurdum insanın omuzuna attığını farkeder. tabi bir yarıldık gülmekten...

16. Şu an güneş gözlüğünü kullanmayı bile lüx gören ömer ileri arkadaşımız, bundan 4 yıl önce 
içinde bulunduğu sosyal topluluğa ayak uydurmak için ***** adlı fotoğrafçıya yaklaşık 50 milyon  ödeyip fotoğraf çektirmiştir....:)

    KAPİTALİST TOPLUM TARAFINDAN ELE GEÇİRİLEN İNSANLARIN HAYATLARI HİÇ FARKINA VARMADAN HARCAMA GÜDÜSÜ İLE TÜKENMEKTE, TOPLUMUN EN KUTSAL BİRİMİ YANİ AİLE MADDİ VE MANEVİ YÖNDEN ÇÖKERTİLMEKTE, BİLEREK VEYA BİLMEYEREK  BU DURUMA SEYİRCİ 
KALMAKTAYIZ....

28 Haziran 2007 Perşembe

1915 Mukaatelesi



1915’te Ermeniler’le mukaatele yaptık. Bu olay için mukaatele, çok yetkili bir ismin, o sırada iktidardaki İttihad ve Terakki Partisi’nin genel sekreteri ve fikir babası, Diyarbakır (Ergani) milletvekili Ziya Gökalp Bey’in kullandığı tabirdir. (Karşılıklı katletme, biribirini öldürme) demek.

Ermeni vatandaşlarımız Doğu Anadolu’da, Rusya’dan sızan Taşnak çetelerinin katılması ile 1915’te, bölgeyi kana buladılar. Çanakkale’de Cihan Savaşı’nın kaderini çizdiğimiz aynı günlerdedir. Berlin’de büyük müttefikimiz Almanya imparatorluğu genel kurmayı bizden, Ermeniler’i savaş alanı olan bölgelerden uzaklaştırarak güneydeki Arap eyaletlerimize sürmemizi istedi. Harbiye nâzırı Enver Paşa’nın kabulü ve dahiliye nâzırı Tal’at Bey’in emri ile tehcir denen zorunlu göç uygulandı.

Bölgede Kürtler, Ermeniler’in vahşi ve ahlâksız saldırılarına uğramışlardı. Kürt aşiretlerimiz, 1908’den önce Sultan Abdülhamid’in milis alayları şeklinde örgütlü idiler. 1915 baharında, az sayıda Osmanlı askerinin eşliğinde göçen Ermeni kafileleri, öç almayı şeref sayan kürt atlılarının taarruzuna maruz kaldı. Düzgün yol olmayışı, coğrafyanın sertliği, salgınlar, bu tabloyu tamamladı. Durup dururken devletlerine baş kaldıran Ermeniler, felâkete uğradılar. Bu gibi zorunlu göçler, pek çok devlet, ezcümle ABD’de savaş içinde kendi vatandaşlarına uygulanmıştır.
Bu suretle Ermeniler’le Kürtler biribirlerine girip karşılıklı yüz binlerce insanın ölümü vuku buldu. Bu iki kavmin yeniden kapışmaması Türkiye’nin basiretine bağlıdır. Almanya ise bugün Avrupa’nın patronudur. Onun için toz kondurulmuyor. Suçlanan Türkiye’dir. Türk zayiatının az olduğu doğrudur ama imparatorluğumuzda Kürt ve diğer Müslüman azınlıklar ayrı sayılmamışlardır. Böyle bir ayırım akıldan geçmemiştir. Ne kadar Türk’ün, ne kadar Kürd’ün öldüğü ancak kabaca tahmin edilebilir.

92 yıl geçti. Bu zaman içinde Ruslar, Almanlar, Fransızlar, Sırplar ve başkaları, on milyonlarca insanı en ahlâksız metodlarla öldürdüler. Unutturulmaya çalışılıyor. Türkiye ise AB üyesi oluncaya kadar aynı ithamların muhâtabıdır. 1 milyon olduğu söylenen öldürülen Ermeniler’in toplu mezarları da ortada yoktur.

1915’te zaten Türk imparatorluğunda toplam 1.3 milyon Ermeni vardı. 1921’de İstanbul’da 625.000 Ermeni’nin yaşadığını İstanbul Ermeni Patriki, İngiltere’nin talebi üzerine Londra’ya dışişleri bakanlığına bildirmiştir. Gerisi Arap ülkelerine, Fransa’ya, Amerika ve her ülkeye dağıldı. Bugün zengin diasporalar hâlinde yaşıyorlar. Gerisi, söylediğimiz sebeplerle öldü. Gökalp’in mukaatele değerlendirmesi doğrudur.

26 Haziran 2007 Salı

KAPİTALİZM' in KÖLESİYİZ....!...............?



Asıl açıklanması gereken,neden aç insanın çaldığı yada sömürülen adamın grev yaptığı değil,neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmeğidir...!!!

Akıncı..

Avrupa'da Akıncı Korkusu


1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini...(6)
Cennette Yer

Osmanlı Devleti'nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz verirken"Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet'in de kendilerine ait olduğunu... " söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan cemaatten bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bizi yurtlarımızdan çıkaran Türkler hiç Cennet'te yer bırakırlar mı?" dediklerini...(7)
Biliyormuydunuz?
Dipnotlar:
6-Refik, ibrahim; 'Akıncı Millet" Sızıntı, sayı: 143, Aralık/1991 s. 479
7-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst / 1990, s.260

Ne DeNiLeBiLiR Ki...

Hürriyet'in aldığı kararın perde arkası! 22/06/2007
Çünkü Hürriyet yönetimine sunulan son araştırma raporunda artık Hürriyet'in internet sitesinin filtreleme programlarına girmek üzere olduğu duyuruldu.
Yani Türkiye'nin en büyük gazetesinin internet sitesi çıplak kadın galerilerini yayınlamaya devam ederse, özellikle çocukların bilgisayarlarını koruyan filtreleme programları, koruma kalkanı içine Hürriyet.com.tr'yi de alacaktı.

Hatta bir firma bunu "üzülerek uygulayacağız" diyerek Hürriyet yöneticilerine rapor etti.Bu uygulama ile evinde bilgisayarı olan bir çocuk, Hürriyet ne yazmış diye baktığında, filtre programlar yüzünden evinden gazetenin internet sitesine giremeyecekti. Bu tehlikeyi gören Hürriyet de hemen sitesini çıplak kadın fotoğrafları ve foto galerilerden arındırma kararı aldı.

Ve bir de Medyatava notu: Suudi Arabistan'da devlet, halkın açık sitelere girmesini engellemek için uzun süredir bazı sitelerin erişimini kesmiş durumda. Hürriyet ve Milliyet'in internet sitesi de 3 aydır Suudi yetkililerin 'erişim yasağı' getirdiği adresler arasında. Orada çalışan Türkler'in "Çıplak fotoğraflar yüzünden gazetelerimizi okuyamaz olduk" serzenişi de zaman zaman çeşitli forumlarda yer buluyor.


Şapkanın Serencamı

Falih Rıfkı Atay'ın ifadeleri içinde: "Müslümanlar, Hristiyanların iyisine 'makul kefere', kötüsüne 'gavur', beterine şapkalı gavur' "denildiği bir dönemde, 25 Kasım 1925 tarihinde şapka inkilabının yapıldığını ve bu inkılaba karşı geldikleri için 57 kişinin idam edildiğini.. (227 /a)


İngiliz araştırmacı yazar Paneth'in, "Turkey at the Gross roads "ın (Türkiye Yol Ayrımında) , isimli kitabında o günler ile alakalı olarak:

"Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar. Gemiler dolusu fötr panama, kasket,ne varsa İstanbul'a gönderildi. İtalyan Borsalino kardeşlerin şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi zaten. Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte, geminin yükü alelacele gümrükten geçirildi. Borsalino kardeşler bu işten büyük kar elde ettiler... İstanbul'da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar hatta kadın .. şapkaları bile vardı,.," diye yazdığını...


Şapka almakta zorluk çeken memurlara hükümetin taksitle borç para verdiğini ve bu ilk devrim hareketini, yine devrimlerin savunucularından biri olan Halide Edip Adıvar'ın:

"Şapka kanunu, devrimlerin en beyhude ve en sathisidir, Bu kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması, onu yapanlardan daha batılı bir davranıştır" diye tepki gösterdiğini.. (227/b)



Biliyormuydunuz?



Dipnotlar:

227/a- Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, İst?1980, s.430
227/b- Güneş gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990


Ressam

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta öğrencisini uğurlarken,
yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını,halktan beğenmedikleri
yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.

Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş.

Üzüntüyle ustasına gitmiş. Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden
yapmış. Usta yine, resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli
renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı
ile bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün.
Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin.
Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın.Sakın emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma."




LET'S REMOVE THE BOARDERS..!


This space's here for YOU.It's our new sharing site..for your comments,your political opinions,your new subjects...meeting new people...and for anything alse that u want is here..

We will be happy coz of we see that u are between us.....;)

25 Haziran 2007 Pazartesi

Değerler alt üst olunca..




24 Haziran 2007 Pazar

Durup bir daha düşünmek...

Türkiye'de kaç okul var?
67 bin...
Kaç hastane var?
1220...
Kaç sağlık ocağı var:
6 bin 300...
Peki kaç cami var?
85 bin...
Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki kaç kilise var?
270...
Kaç cemevi var?
100.
* * *
Türkiye'de kaç doktor var?
77 bin...
Peki kaç din görevlisi var?
90 bin...
Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.
Eğitim-Sen'e göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var.
* * *
Türkiye'de kaç kütüphane var?
1435...
Almanya'da kaç kütüphane var?
11 bin...
Türkiye'nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var?
13...
Kaç kentte kuran kursu var?
81...
Bu kursların toplam sayısı kaç?
3852...
* * *
Türkiye'de 1 opera derneği var; 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.
Peki kaç tane "cami yaptırma derneği" var?
35 bin...
* * *
İçişleri Bakanlığı'nın bütçesi ne kadar?
783 trilyon...
Ulaştırma Bakanlığı'nın?
678 trilyon...
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın?
677 trilyon...
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın?
632 trilyon...
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın?
280 trilyon...
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın?
249 trilyon...
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın?
404 trilyon...
Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar?
1.3 katrilyon...
8 bakanlığın bütçesi kadar...
22 üniversitenin toplam bütçesine denk...
* * *
Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:
1997'de 66 trilyon.
1998'de 119...
1999'da 180...
2000'de 270...
2001'de 302...
2002'de 553...
2003'te 771...
2004'te 1 katrilyon...
2005'te 1 katrilyon...
2006'da 1,3 katrilyon...
2007'de 1.7 katrilyon...
* * *
Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

Yukarıda ki yazı milliyet.com.tr den alıntıdır.


Yanlışlar...

Sert çıkmak yerine bunun camilerle bir ilgisi olmadığını sölemek,yeterli olacaktır..
Başka şey mi yok kutsallara yöneldiler artık...
Kutsallar üzerinden bir siyaset yapmadır gidiyor.
Başta milli selametle başladı şimdi bu furyaya Atatürk'ü,laikliği,mezhepleri,etnik kökenide soktular yazık bize bunlara karşı tek bir yürek,tek bir güç olamıyoruz...
Hala camiler şu kadar okullar bu kadar..
Şimdilerde bir yazı var gündemde açık öğretim sınavlarına başı kapalı girilebilmiş diye yaygara koparıldı ayıp değil mi?
Kendinizi başkalarının yerine neden koymuyorsunuz?
Türkler tarih boyunca 30 imparatorluk,200 küsür sayıda devlet kurmuş ve hepside bu gibi tartışmalardan yıkılmıştır...

Ne dersiniz Cumhuriyetten sıkıldık mı?

Kaç dolar edersiniz?

Evet belki iğrenç bir soru ama ülkemizin en büyük gazetelerinden birinde çıkan haberin başlığı aynen böyle devamıda:

Her insanın bir değeri var mıdır? Yanıtınız "Evet," ise kaç dolar ettiğinizi öğrenebilirsiniz!

Her insanın bir değeri var mıdır? Eğer bu soruya "Evet," yanıtını veriyorsanız, humanforsale.com adlı internet sitesinin anketine katılarak kaç dolar ettiğinizi öğrenebilirsiniz. Bu değer, vücut yapısı, eğitim seviyesi, gelir, yaş, boy ve kilo gibi özellikler göz önüne alınarak hesaplanıyor. Ama en önemli kural, sorulara dürüstçe cevap vermek. Kimliğinizi belirtmeden ankete katılabiliyorsunuz. Şimdilik 10 milyonun üzerinde kişinin fiyatı belirlenmiş durumda. Buradan değerini merak eden çok fazla kişinin olduğu sonucunu çıkarmak mümkün. İnternet sitesindeki sorular, üç bölüme ayrılmış durumda. İlki fiziksel faktörler. Burada yaş, boy, saç ve göz rengi, ayak numarası ve etnik özelliklerinizin yanı sıra IQ seviyeniz ve kaç dil konuştuğunuz soruluyor. İkinci bölümde hayat tarzınıza dair sorular var. Alkol ve sigara kullanıp kullanmadığınız, ne sıklıkta spor yaptığınız, kumarla olan ilişkiniz gibi... Üçüncü bölümde ise kişisel özelliklerinizi belirtmeniz isteniyor. Yetenekleriniz, yardım kuruluşlarında çalışma isteğiniz veya hangi konulara duyarlı olduğunuz da cevaplandırmanız gereken sorular arasında.

Hayat'ın İçinden...

Kafanıza takılan konuları,ilginç,komik bulduğunuz veya sinirinize giden olayları buraya yazıp,tartışabiliriz...

Güncel Siyaset

Bu aralar belkide bizi,ülkemizi,geleceğimizi en çok 
ilgilendiren konuda yorum yapmak,okumak gerekiyor...

Kendi Alanınıza Hoşgeldiniz!

  • Burası hepimizin serbest alanı düşüncelerimizi ne konuda olursa ifade edebilir.Konu başlığı açılması yönünde talepte bulunabilir.bugünlerde sıcak gelişmelerin yaşandığı siyaset sahnesi hakkında görüşlerinizi burda yayınlıyabilirsiniz veya benzer konuları..