takendisi
Komando Olmak
Komando Olmak
Daha ne kadar gideceğiz lan? sorusunu soracak halim yok. Sıcak, susuzluk öldürüyor beni. Pkk mkk hikaye... Bu dağlar, onlarla çatışmaktan daha zor. Git git bitmiyor. Elindeki silah, çanta ve malzemeler çabası. Bunları sağa sola taşı dur. Kendime kızıyorum, "ulan ne işin var senin dağlarda?" Bölük Komutanı, "oğlum benim muhafızım ol" dedi, olmadın „k var sanki buralarda. Kendimle konuşuyorum, "komutanım ben dağa çıkmak istiyorum." İşte bu sözleri söylediğim zaman parçasına kızıyorum. Aslanlar gibi dururdum bölükte. Jilet gibi üst baş... Yok ama ben salak olduğum için dağa çıkacakmışım, sanki İstanbul'da dağa çıktım da.
Macera olacakmış da, yok arkadaşları dağa çıkarken o nasıl bölükte yatarmış da... Aslanlar gibi yatardım bölükte... Tim çavuşluğundan daha iyi. Onunla bununla uğraşmazdım. Yok onun nöbeti, bunun nöbeti. Timi topla, içtima var, tekmil ver, mühimmat dağıt vs. işler. Ben kendi kendime konuşurken önümdeki bixici, "lan amma salak adamsın oğlum, İdari İşler Astsubayı seni yazıcı olarak da çağırmıştı, ona niye gitmedin?" demez mi? "Sus lan, bir de onu getirme aklıma" diye kızıyorum ona. Muhasebecilik bir yerde işe yaramıştı, askerlik hayatımızda onu da ben istemedim.
Valla yazıcı olsaydım, yatardım akşama kadar. Ne işim vardı operasyonla, el bombasıyla... Arkadan sayı geliyor, 25 deyip, önümdekine söylüyorum, yazıcı olsaydım hem sayı filan da göndermezdim. İlerde yerde oturan birini görüyorum. Bölük Komutanının postası. Çocuğun üstü yük yığılı. "Lan Yener ne oldu oğlum, bunlar ne?" diye sorduğumda, Yener, "Bölük Komutanının malzemeleri oğlum" diyor. Bir anda Bölük Komutanının postası olma fikrinden vazgeçiyorum. "Allah'tan posta mosta olmamışım" diyorum kendi kendime. Kendi yükün cabası, bir de başkasının yükünü taşı. Yardım ediyorum, silahını alıyorum elinden. Biraz ilerledikten sonra Yener, bir sürü dert yanıyor. Acıyorum, "ama birinin posta olması lazım" deyip, teselli veriyorum çocuğu. Dağın eteğinden yukarı doğru çıktıkça, manzara güzelleşiyor. Hele zirveye varınca aşağı bakmak, ayrı bir zevk.
Zirveye varmadan çök veriliyor. Olduğum yere yığılıyorum. Çantamın içindeki kağıda sarılı soğuk suyumu çıkarıyorum. Su hala soğuk. İnanamıyorum. Tüm yorgunluğum gidiyor. Suyu fazla göstermeden çantama sokuyorum. Fatih Astteğmen yanıma doğru geliyor yanımdaki kayaya oturuyor:
- Ne haber çavuş?- İyidir Komutanım -Su!- Ne suyu komutanım, hee baraj diyorsunuzFatih Astteğmen benim soğuk suyu gördü anlaşılan. Suyu vereceğim ama intikam almak istiyorum ondan. Geçen operasyondan bir Marllbora ı vermedi bana.- Komutanım şu karşıdaki barajdan bahsediyorsunuz ne kadar büyük su kütlesi değil mi? Valla çok güzel bi baraj. Bizim Sivas'ta yok.Fatih Astteğmen gülüyor...- Lan çantadaki suyu diyorum.- Komutanım çantanızdaki suyu getireyim.- Yok lan senin çantandaki suyu istiyorum. Gülüyorum. Komutanın son sözü ağır oluyor.- Çavuş sen hiç 3 gün üst üste 2-4 nöbet tuttun mu?- Komutanım çavuş nöbet tutmaz.- Ama benim kolluğumda nöbet tutturuyorum ben çavuşlara.
İçimden "bu kadar zulüm yeter" deyip suyu veriyorum. "Az içeceğim dese" de, götürüyor buz gibi suyu. "Bir Marllbora verin de içelim komutanım" diyorum kafa sallıyor. Samsun paketini uzatıyor bana. Yok komutanım, öbür paketi diyorum. Astteğmen de bizim Ünal gibi, Samsun paketinin içine Marllbora koymuş "çaktırma" diyor.Geceyi orada geçiriyoruz. Mevziide aynı isimler ve sabaha kadar aynı muhabbetler... 12 aydır 24 saatimi beraber geçirdiğim silah arkadaşlarımın bütün anılarını, kendi anım gibi ezbere biliyorum. Onlar da benimkileri biliyor tabii... Sabah olup güneş fazla tepemize çıkmadan mevziileri terk ediyoruz. Bölgeyi geniş çaplı arama tarama yaptıktan sonra, birliğe dönüş yapıyoruz.
Birlikten içeri girerken, yazıcının bize bakışları tuhafıma gidiyor. Silahlan temizleyip duş aldıktan sonra, yazıcıyla koridorda karşı karşıya geliyoruz. Yazıcı, "hoş geldiniz" diyor. "Sağ ol, sen nasılsın?" diye sorduğumda, "sorma ya, idari işlere takıldık kaldık, 6 aydır hiç dışarı çıkmıyorum, sabah gir akşam çık, bak siz ne güzel sağa sola gidip geliyorsunuz, gırgır şamata" diyor. Postadan sonra yazıcının da halini anlıyorum. Ona da postaya söylediğim gibi, "birinin bu işi yapması gerek" diyorum. "Bizim işimiz de kolay değil, gerçi kimsenin işi kolay değil" diyorum. "Kelle koltukta geziyoruz, bastığımız yerler sağlam değil, gittiğimiz yerlerde pusu korkusu" diyorum. Onu korkutmak için biraz da sallıyorum aslında. O da kafa sallayarak vazgeçiyor, bin dokun bin ah işit misali ben de ona dert yanıyorum.
Ve askerliğimi komando olarak Güneydoğuda yaptığım için kendimi şanslı görüyorum. Ve bir daha kızmayacağım diyorum kendi kendime. Nöbetçi Çavuş avazının çıktığı kadar bağırıyor, "Bölük, görüntü alınmış, 2-4 Destek silah tesisat kuşanın, operasyon var."
Operasyonu duyunca beni bir gülmek tutuyor, "iyi ki posta, yazıcı ve de muhasebeci değilim" diyorum. "Yaşasın operasyon" deyip kendi kendime gülüyorum
KOMANDO OLMAK
GURURUMDUR
Olurda bir gün çatışmada ölürsemArkamdan yas tutmayınBırakın toprağımda rahat yatayımElbisemi üstümden çıkarmayınO benim gururumdur, ölünce kefenim olacak
Başımdan mavi beremi çıkarmayınO benim şanım şerefim olacakAyağımdan botlarımı çıkarmayınOnlar nice yollar aşacakŞehit olursam sırat köprüsünden geçecekElimden tüfeğimi almayınO benim namusumdurÖlünce mezarıma sembol olacakYaramı, kanımı silmeyinAhirette hesabı sorulacakGöğsümden kör kurşunu çıkarmayınO benim madalyam olacak
Ana, ağlama gayrıTenime dokunuyor gözyaşların...Ürperiyorum...Son uğurlayışın değil ki bu.Savaş yeni başlıyor daha.Değişen sadece, sadece ardımdan okuduğun Ayete' el kursiyerine, şimdi fatiha...N'olur Ana yetişir. Kapanma tabutumun üzerine bu kadar, kapanma Ana...Yıldızları göremiyorum...

1 yorum:
yazı çok güzel..
hele sonu dağıttı beni...
bu yazıda ağlamak bile onur benim için...
Askeri ayakta tutan manevi gücün yansıması var satırlarda..
Burada tüm şehitlere rahmet,ailelerine başsağlığı diliyorum..
Yorum Gönder