31 Ekim 2007 Çarşamba

Şükretmek..

Şükretmek için, insan olduğumuzun farkında olmak lazım evvela... Kuşlar şükrediyor mu? Kuş, dala konar, istediği meyveden istediği kadar yer; uçar gider... Müslüman'a kuş gibi hareket etmek yakışmaz. Meyveyi yerken meyveleri yaratanı, o meyveleri bize ikram edeni, yeryüzünü bir sofra gibi önümüze kuranı, midemizi yaratanın, midemizin ihtiyaçlarını da yarattığını düşünüp, şükretmek Müslüman'a yakışan bir haldir. Kuşun beyni, nimetlerin kıymetini anlamaz. Allah insana öyle bir beyin vermiş ki, nimetlere bakar, nimeti vereni anlar. Anlamaması nankörlüktür.

Üstad Bediüzzaman diyor ki: "Âlem-i İslam aç iken, telezzüz haramdır." Öbür tarafta Müslümanlar açlıktan kıvranırken, lezzet peşinde koşmak haramdır. Şükretmek, Allah'tan yenisini istemektir. "Allah'ım bu nimet çok güzel, yine ver" demektir.

30 Ekim 2007 Salı

Bu Zamanın Tahlili..

Bu zaman günahların serbest bırakılıp sevaplara engel konulduğu zamandır.
Bu zamanda felsefe dinin önüne geçti. Yani insan fikri, ayetlerin önüne geçti. Felsefe ateizme alet oldu...


Bu zaman aslanı kediye boğdurmak zamanıdır. İş sahibi bayanları bir toplantıya davet ediyorlar. Orada mini etekli bir hanım kapıya dikilmiş, başörtülü bir hanıma "Siz giremezsiniz!" diyor. Bu, aslanın kediye mağlup olmasıdır.

Bu zamanda Kur'an okuyanları, hiçbir kıymeti olmayan yabancı kuvvetler mağlup edebiliyor.
Bu zamanda ilerici, çağdaş olmanın tek şartı haramlara dalmak sayıldı.
Bu zamanda uydurulan din, indirilen dinin önüne geçti.


Basın yayın milletin beynidir. Çok satılsın diye müstehcen (açık, saçık, edepsizce) neşriyat yapanlar basın-yayının lideri oldu. Bu zamanda milletin beyni müstehcen oldu.
Televizyon, internet Amerikalının yatak odasını getirip Müslüman'ın evine soktu. Gençler basın yayına aldanarak gördüklerini taklit etmeye başladılar.


Bu zamanda bir İslam ülkesiyle bir Avrupa şehri birbirine o kadar benzedi ki, yollar aynı, arabalar aynı, kıyafet aynı, yaşam şekli aynı. İstanbul'da yerli turistlerle yabancı turistler seçilemez oldu.

Bu zamanda teselli meyhanelerde aranıyor. Şans, kumarhanelerde deneniyor.
Hürmet, merhamet çekilmiş. Yaşlılar ağlıyor, gençler oynuyor.
Bu zamanda aile bağları çürüdü. Eşler birbiriyle ne kadar uyumlu? Uyumlu iseler, dış tesirlere karşı ne kadar dayanıklı?


Herkes kurtuluşun çaresini arıyor, çünkü büyük bir yıkıntı vardır. Sosyalizmde kapitalizmde aramalar oldu. Ne yazık ki, Osmanlı Devleti iyi bir örnek olmadı. İnsanlar şaşkın bu zamanda...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Zenginlik.

İnsanlar zenginliklerini kendi kabiliyetlerinden zanneder. Halbuki fakirler akılsız değildir. Nice akıllı insanlar vardır ki çeşitli sebeplerle fakir olmuştur. Öyleyse zenginlik iki yönde gelir. Biri Allah'ın verdiği akılla zengin olmak, diğeri Allah'ın lütfu inayetiyle zengin olmak. Dikkat edilirse her iki hal de Allah'tandır. Allah'ın bize verdiği maldan Allah yolunda harcamak da Allah için yapılacak en güzel işlerdendir. Ne kadar zengin olursak olalım, görüyoruz ki onlar, bizim elimizde kalmıyor. Hep bizden çıkıp gidiyor.

Çağdaşlaşma dediğin nedir?

Bu çağdaşlaşma kadar rezil, âdi ve katil bir kelime yoktur. Bu çağ neden Avrupa’nın çağı olsun? 1976 senesi Türklerin, Hintlilerin, Patagonyalıların, Fransızların, İngilizlerin birlikte yaşadıkları tarihtir. Bu tarihte çağ içi, çağ dışı nasıl olabilir? Yani çağ bir daire midir ki, bir kısım insanlar bunun içinde, bir kısmı da dışında yaşasın? Bu korkunç bir şey. Biz çağdaşlaşmayı kabul ettiğimiz andan itibaren biçâreliğimizi, elimizin kolumuzun bağlı olduğunu, efendimizin Avrupa olduğunu kabul etmiş oluyoruz.Çağdaşlaşma diye bir şey yok. Herkes çağdaştır. Yalnız bu çağda endüstrileşmiş ülkeler var, endüstrileşmemiş ülkeler var. Zengin ülkeler var, fakir ülkeler var. Bunun çağla alakası yok. Belli bir tarihin sırtımıza yüklediği mirastır. İyi tarafları var, kötü tarafları var.
Çağdaşlık nedir? Atom bombası mı, fuhuş mu, rezillik mi, kapitalizm mi, sosyalizm mi? Çağın imtiyazı olan ve [ayırd edici] vasfını teşkil eden ne var? Sadece endüstrileşmek! Bazı ülkeler endüstrileşmişler, bazıları endüstrileşmemişlerdir. Binaenaleyh çağdaşlaşma tabiri sefil, zavallı ve âdi bir tabirdir ki, bizim komprador burjuvazi ve gecekondu aydınları tarafından bir afyon gibi damarımıza zerk edilmiştir.
Korkunç bir yalan bu. Hepimiz istesek de istemesek de çağdaşız. Aynı çağda yaşayan bu insanlar arasında bir kısmı endüstrilerini halletmiş ülkeler değildir. Sadece birtakım oyuncakları var ve zenginler. Yani bir insanın fakir olması, değersiz olduğunu nasıl ifade etmezse, bir milletin de fakir kalması, değersiz olduğunu ifade etmez. Hele çağın dışına katiyyen çıkarmaz. Sanki bu çağın bütün haysiyeti şerefi Avrupaya’ya aittir de, Avrupa’ya benzemediğimiz için biz çağın dışına çıktık. benim kanaatimce birçok bakımlardan Avrupa çağ dışıdır. Avrupa insanı bencilliği, katilliği istismar zihniyetiyle hem çağ dışı hem de insanlık dışıdır. Batılılaşma mefhumu vardır, kabul ederim. Çünkü hudutları bellidir. Hristiyanlaşmaktır yani. İsterseniz Hristiyanlaşın. Fakat çağdaşlaşma ne oluyor?
Tarihçilerimizin büyük hamakati var. Orta Çağ! Orta Çağ! Batı Orta Çağı yaşarken biz tarihimizin en şevketli zamanlarını yaşıyorduk. Hem nedir, bu namütenahi zamanı balta ile keser gibi çağlara ayırmak? Bu tasnifler çok çocukça ve Batlamyusvârîdir. Haddizatında çağdaşlaşma kelimesi Avrupa’da hiç kullanılmadı. Bunu bizim tatlısu Frenkleri uydurdu. Avrupa çağdaşlaşma değil modernleşme diyor. Çağdaşlaşma mefhumu dünyanın hiçbir dilinde yoktur bizden başka, Biz çağdaşlaşma diye kendimizi idama mahkum ediyoruz.